Sağlık

Prof. Dr. Sinan Canan: Bu dönemde en büyük psikolojik sorun kaynağı belirsizlikti

Sinirbilimci, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi ve ‘İnsanın Fabrika Ayarları’ kitaplarının yazarı Prof. Dr. Sinan Canan’a göre pandemiye kadar hayatımızda ‘Okulunu bitir, diplomanı al, işe gir, evlen, çocuk yap, emekli ol, öl’ değişkenleri geçerliydi ama sistem artık böyle çalışmıyor. “Konfor koşullarının dışı, rahatsızlık verdiği kadar öğreten alanlardır. Hayatında rahatsızlık oluşturmaya niyet etmiş insanlar pandemiden bambaşka çıkacaklar. Ve bu insanlardan bütün insanlık ortak olarak faydalanacak. Onlar güzel şeyler yapacaklar, güzel şeyler düşünecekler, güzel önlemler alacaklar. Onların inovasyonlarıyla biz daha güzel yarınlarda yaşayacağız” diyen Canan, hayatını dönüştürenler dışında herkesin pandemiden aldığımız dersleri unutup ‘eski moduna’ geri döneceğini düşünüyor. Prof. Dr. Canan’la pandemi psikolojimizi masaya yatırdık.

COVID-19 toplumumuzun üzerinde psikolojik olarak nasıl bir etki bıraktı?
COVID-19’un bize ne yaptığını anlayabilmek için öncelikle 2018-2019 yıllarında nasıl yaşadığımıza bakmamız lazım. Şu an çok katmanlı bir sıkıntılı durum var ama en belirgin öne çıkan kısmı iki yıldan fazla süredir devam eden belirsizlik. Öncesinde temel dertlerimiz neydi, biz neyle uğraşıyorduk? Mali belirsizlikler çoğumuzun hayatında en önemli meseleydi. Önümüzde belirli olan ve biz çalıştığımızda bir şekilde halledebileceğimizi düşündüğümüz değişkenlerden kuruluydu hayatımız. İnsanlar başlarına kötü bir şey gelebileceğini, planlarını gerçekleştirmeye çalışırken ölebileceklerini biliyorlardı. Ortada planlarına uyabilir bir dünya olduğu için belirsizlik az gibi gözüküyordu sadece ve bundan dolayı da moral durumumuz genellikle daha yüksek gibi gözüküyordu.

COVID-19’la birlikte esas gündemimiz ne oldu?
Belirsizlik oldu. Yakın ve orta vadede neyin ne olacağını artık bilemeyeceğimizi fark ettik. Bütün dünyada tam kapanmaların işleri düzeltebileceğini umduk çünkü sayılar iyiye gitti. Sonra bir gevşettik, ortalık daha da berbat oldu. Sürekli olarak ‘biz gardımızı her düşürdüğümüzde yeni sürprizlerle hayatımıza girecek, ortalığı darmadağın edecek bir düşmanla karşı karşıyayız’ gibi bir algı oluştu. Maalesef, biyolojiyi biz iyi öğretmediğimiz için -bu bütün dünya için geçerli ama ülkemiz için biraz daha fazla geçerli- virüs enfeksiyon denen şeyle bakteriyel enfeksiyon farkını çok bilmediğimiz için bu belirsizliğe ekstra bir katman daha eklendi.

Ve çok sayıda insanda korku ve obsesyon başladı…
Aynen öyle. Sırf temiz olmak adına insanlar, ciddi anlamda obsesif kompülsif bozukluğa benzer davranışlar sergilemeye başladı. Siz virüsün nasıl enfekte ettiğini bilmiyorsunuz ve kendinizi garanti altına almaya çalışıyorsunuz. Bunların gereksiz olduğunu o zamanlar doktorlar da söylüyordu ama pek dinleyemedik tabii… Bizim tabiatta ayarlanmış olan zihinlerimiz belirsizlik gördüğü zaman bizi kilitlemeye meyilli. Düşüncelerimiz iptal oluyor, yaptığımız şeyleri yapamaz hale geliyoruz, hayat zevkimiz kaçıyor. Bundan dolayı COVID-19 döneminin en büyük psikolojik sorun kaynağına ‘belirsizlik’ diyorum.

Bahsettiğiniz belirsizlik bizi nasıl etkiledi?
İnsan aslında belirsiz ve öngörülemez koşulların lideri olan bir canlıdır. Çünkü farklı stratejiler geliştirebilir. Fakat biz ve bizim neslimizden sonrası hazır teknolojik imkânlar, değiştirilemez bir
sosyoekonomik durumun içine doğdu. Biz, çalışan bir sistemin içinde kendi rolümüzü benimseyip ona göre yaşadığımızda sorunsuz yaşayabileceğimizi öngörüyorduk. Ancak eşini aldatırsan, işini bırakırsan, saçma sapan kanunsuz bir şey yaparsan başına kötü bir şey gelirdi! Şimdiyse tam tersi bir durumdayız.

Dış dünyanın nereye gittiği belli değil. Zaten meslekler buharlaşıyor. Elimizdeki aygıtlar bize sınırsız imkân veriyor gibi gözükürken kafamızı karıştırıyor. Bunu biraz açar mısınız?
Hem elimizin altında çok imkân var hem de aklımıza yapacak hiçbir şey gelmiyor. Çünkü biz çok belirli gözüken bir dönemde eğitim aldık, bu kadar belirsizlikle nasıl başa çıkacağımızı kimse bize öğretmedi. Herkes dedi ki: “Okulunu bitir, diplomanı al, işine gir, evlen, çocuk yap, emekli ol, öl.” Ancak sistem artık böyle çalışmıyor. Bu da belirsizliğe bir katman daha ekliyor.

Peki, nasıl daha iyi hissedebiliriz?
Bizim zihnimiz önce kötüyü düşünme eğiliminde çünkü bizi korumaya çalışıyor. Bizimse istemli olarak zihnimizi iyi, olumlu ve verimli olana yöneltmemiz lazım. Aksi halde fabrika ayarı bizi olumsuza kilitleyecek ve biz devamlı şikâyet edeceğiz, endişe edeceğiz, korkacağız. Etrafımızda iki kanattan insanları da görebiliriz. Bir kanatta pandemideki belirsizliğin geçmesini bekleyen, endişe içinde kabuğuna çekilen, ‘çok şükür’ deyip geçip gitmesini uman insanlar var. Bunlar maalesef çoğunlukta. Az sayıda insan da öbür kanatta. Onlar diyor ki: “Şartlar benim bildiğim gibi değil ve ben bu şartlarda ne yapabilirim?” Bu dönemde dünyada çok farklı inovasyonlar filizlendi. Online çalışan bir eğitim sistemi oluşturduk mesela.

“Kötü bir hadise yaşadığınızda olumsuz durumu dile getirip sonuna bir ‘ama’ yerleştirip cümle kurmaya çalışın.”

Ne yapmalıydık endişelenince?
Hepimize düşen bir görev var: ‘Ben farklı olarak ne yapabilirim’ sorusunu özellikle endişe hissettiğimiz zamanlarda kendimize sormak. Benim çok beğendiğim bir taktik var. Kötü ya da olumsuz bir hadise yaşadığınızda olumsuz durumu dile getirdikten sonra sonuna bir ‘ama’ yerleştirip bir cümle kurmaya çalışıyorsunuz. Yeter ki o ‘ama’yı oraya koymaya niyet edin. Böyle bir belirsizlik ve endişe dönemi çok yeni yollar ve farklı mutluluk imkânları çıkaracak karşımıza. Yeter ki biz bununla nasıl dans edebileceğimizi öğrenebilelim.

İnsanlar birtakım dersler de aldı pandemide. Bunların ne kadarı hafızamızda kalır?
Kesinlikle unutacağız. Pandemiyi hayatlarını dönüştürmek için vesile edenler dışında herkes unutup eski moduna dönecek. Bu kaçınılmaz. Bizim gibi yazarların, gazetecilerin, popüler bilim anlatıcılığı yapanların bence esas görevi bunu devamlı hatırlatarak gündemde tutmak ve insanları uyarmak.

“Hayatında ‘rahatsızlık’ oluşturmaya niyetli insanlar pandemiden bambaşka çıkacaklar.”
“Onu oyalayacak bir şey olmadan kendini çok sıkkın ve yalnız hisseden insanların sayısı gittikçe artıyor.”
“Bu endişe dönemi çok yeni yollar ve farklı mutluluk imkânları çıkaracak karşımıza.”

Hiç yaşanmamış gibi eski pratiklerimize mi döneceğiz? Kalıcı etkileri olmayacak mı bu sürecin?
İnsan böyle bir varlık. Genel olarak biz, bizi öldürmeyen, içinde nasıl davranacağımızı bildiğimiz ve alışık olduğumuz koşullara hızla geri dönmek isteriz. Bu konfor alanımızdır. Oysa bu konfor koşullarının dışı, rahatsızlık verdiği kadar öğreten alanlardır. Hayatında ‘rahatsızlık’ oluşturmaya niyet etmiş insanlar pandemiden bambaşka çıkacaklar. Ve bu insanlardan bütün insanlık ortak olarak faydalanacak. Çünkü onlar güzel şeyler yapacaklar, güzel şeyler düşünecekler, güzel önlemler alacaklar. Ve onların inovasyonlarıyla biz daha güzel yarınlarda yaşayacağız.

‘Dertleşeceğimiz insan sayısı azaldığı için uzman arayışı arttı’

Psikologlarda, psikiyatrlarda randevu bulunamıyor; antidepresan kullanımı arttı. Neşesiz bir toplum olduk. Tüm bunlar düzelir mi kolay kolay?
Her kişiye göre ayrı değerlendirmek gerek bunu. Onu oyalayacak bir şey olmadan kendini çok sıkkın ve yalnız hisseden insanların sayısı gittikçe artıyor. Onun dışında insanlarda anksiyete bozukluğu gelişiyor. Artık iyi bir şey duymuyor, görmüyor, hep endişeye kilitleniyor. Muhakkak uzman yardımı lazım bu durumda. Tabii şu anda dertleşebileceğimiz insan sayısı azaldığı
için de uzman arayışı arttı. Ama mucize gibi bir yöntem var. Her gün en az 45 dakika fiziksel egzersiz yapabilirseniz, bu dertlerin hepsinden yüzde 80-90 oranında kurtulabilirsiniz. Bizim en büyük sorunumuz fiziksel hareketsizlik ki bu, zihnimizi de çalışmaz hale getiriyor. Çünkü birçok ruhsal hastalığı, psikolojik problemi derinleştiren şey hareketsiz kalma isteğidir. Biyolojide buna hastalık davranışı diyoruz. Gerekli hormonları salgılayamıyoruz ve bu da bizim depresif durumumuza çok katkı yapıyor.

“Herkes bunları unutup eski moduna dönecek. Hepimiz alışık olduğumuz koşullara hızla geri dönmek isteriz.”

‘Küçük yaştakileri normal ilişkilere alıştırmak daha zor olacak’

Çocuklarımız ciddi kaygılar yaşadı bu dönemde. Onlar için ne önerirsiniz?
Biliyorsunuz okulöncesi çocukların en büyük örnekleri, başta anne-babaları, sonra da öğretmenleridir. Daha önce de söylemiştim: İlk yapmamız gereken şey, anne-babaları bu belirsizlik endişesinden çıkaracak yollar bulmak. Birçok çocukta meydana gelen bu kabuğuna çekilme, bilgisayar ya da oyun bağımlılığı, sosyal ilişkilerden kaçınma gibi durumlar aslında büyüklerde gördükleri gerginlik ve endişenin onlarda abartılmış hale dönüşmesi. Çünkü nasıl baş edeceklerini bilemiyorlar.

Prof. Dr. Sinan Canan: “Çocuklar için ilk yapmamız gereken, anne-babaları belirsizlik endişesinden çıkaracak yollar bulmak.”

Okuldan uzak kalmak da çocuklara iyi gelmedi…
Özellikle ilkokul, ortaokul ve lisede okulun en önemli fonksiyonu sosyalleşmedir. Artık dersleri uzaktan eğitime aktarıp okulu gerçek bir sosyalleşme ve proje ortamına çevirebilirsek çocukların bu handikaplarını en iyi okulda giderebiliriz. Aksi takdirde işimiz zor olacak gibi gözüküyor.

Özellikle teknoloji bağımlılığı da bu dönemde çok arttı…
İnsan zihni boşluk kabul etmediğinden orayı dolduracak bir şeylerle uğraşmak zorunda kalıyorlar ve karşılarına ilk çıkan şey teknoloji ve sosyal ağlar oluyor. Maalesef sosyal ağlarda insanlar, iletişimde tek taraflı kontrol sahibi olduğu için görüşmek istemediklerinde yokmuş gibi yapabiliyor. Bu çok daha bencil ve narsistik bir ilişki biçimini zihinlerimize yerleştiriyor. İş bulamayan, işini istediği gibi yapamayan, uzaktan çalışan birçok insan sosyalleşme sorunları yaşıyor. Fakat asıl tehlike erken yaşlarda. Çünkü bununla hiç tanışmamış küçük yaştakileri normal ilişkilere alıştırmak daha zor olacak.

hurriyet.com.tr

Related Articles

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir

Back to top button