Gündem

Gıda sahtekarları şimdi de hurmaya el attı

Ramazan ayında büyük talep gören hurmanın Medine, Bağdat, Kudüs, İran, Tunus, Afrika gibi pek çok çeşidi var ve çeşidine göre fiyatı değişiyor. 

Bu hurma çeşitleri içinde özellikle Afrika hurması, diğerlerinden daha tatsız ve küçük. Gıda sahtekarları, bu hurmaları daha tatlı ve parlak görünümlü hale getirmek için glikoz şurubuna batırıyor ve her zamanki gibi insan sağlığını hiçe sayılıyor.

  • Peki, glikoz batırılmış hurmaları nasıl ayırt edeceğiz?
  • Glikozlu hurma tüketmek hangi organlarımıza zarar veriyor?
  • Sadece açıkta satılan hurmalar mı riskli?
  • Kansere neden olur mu?

İç Hastalıkları uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık, Gıda Mühendisi Ebru Akdağ, Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu ile hurma satın alırken dikkat edilmesi gerekenleri ve hile karışan hurma tüketiminin sağlığımıza etkilerini konuştuk.

Ebru Akdağ, hurmanın tatlılığının üretim koşullarına ve çeşidine göre değişiklik gösterdiğini, tüketicilerin genellikle tatlı hurmaları tercih etmesi nedeniyle tadı az olan hurmalara glikoz şurubu katıldığını belirtiyor. Akdağ, ürünün etiketinde içindekiler kısmında belirtilmesi koşuluyla, bunun bir hile olmadığını hatırlatarak, “Aslında sadece hurmada değil, diğer kuru meyvelerde de glikoz şurubu ya da elma suyu konsantresiyle tatlandırma yapılıyor. Bu ürünleri satın alırken içindekiler bölümüne göz atmayı unutmayın” diye konuşuyor.

Hileli ürünü nasıl anlayacağız?

Akdağ, hurmalara glikoz eklenip eklenmediğine yönelik en güvenilir bilginin etiket üzerindeki beyan olduğunu, buna ek olarak üzerinin çok parlak ve dokusunun yapış yapış olmasının da göstergelerden bir sayılabileceğini söylüyor ancak bunun kesin bir ipucu olarak değerlendirmenin kesin bir doğru olmadığının altını çiziyor.

GLİKOZ ŞURUBU DOĞAL GLİKOZDAN FARKLI

Deniz Uzunoğlu, glikoz şurubunun, ticari gıda sanayiinde renk verici, kıvam verici, nem tutucu ve tatlı lezzet sağlayıcı olarak kullanılan bir madde olduğunu belirtiyor. Uzunoğlu, vücudumuzun birincil enerji kaynağının tükettiğimiz besinlerin sindirimi sonucu elde ettiğimiz glikoz olduğunu, glikoz şurubunun ise besinlerde bulunan doğal glikozdan farklı olduğunu dile getiriyor.

Mısır, glikoz şurubu üretiminde kullanılan en yaygın kaynak olmasına rağmen , buğday, patates , arpa da glikoz şurubu yapımında kullanılır. Glikoz şurubunun tat verici olarak daha düşük maliyetinden ötürü gıda sanayiinde tercih edilir.

Hurmanın glisemik indeksine dikkat çeken Akdağ, şunları söylüyor:

“Aslında etiket bilgilerini kontrol ettiğinizde glikoz şurubu eklenmiş hurmayla eklenmemişinin arasında şekerden gelen kalori, yani toplam şeker içeriği açısından büyük fark yoktur. Hatta bazılarında glikoz şurubu içerenin kalorisinin daha düşük olduğunu da görebilirsiniz. Burada asıl konu hurmanın glisemik indeksi. Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenildiğinde glikoz daha yavaş ve düzenli olarak salınır. Bu sayede pankreas fazla insülin salgılamaz, uzun süreli tokluk hissedilir.”

“Glisemik indeks (Gİ) nedir?Gıdaların kan şekerini yükseltme ölçüsüdür. Yüksek glisemik indekse sahip gıdaları yediğinizde kan şekeriniz hızla yükselir. Kan şekerindeki aşırı yükselişler, pankreasın fazla insülin üretmesi, yağlanma, kan şekerindeki ani düşüşler, açlık hissi ve bunun tetikleyeceği fazla yeme gibi bir zincir reaksiyona neden olarak bize zarar verir. Bu durum; yıllar içinde genetik yatkınlığı olan kişilerde şişmanlığa, insülin direncine, hücre ve damar çeperlerinde bozukluklara ve Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve damar sertliği gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Gıdalar; Gİ değeri 55’in altındaysa DÜŞÜK, 56-69 arasındaysa ORTA ve 70’in üzerindeyse YÜKSEK GLİSEMİK İNDEKS olarak üç grupta sınıflanırlar. Yapılan araştırmalar hurmaların Gİ’sinin genellikle düşük sınıfta olduğunu göstermiştir. Öte yandan glikoz yüksek Gİ grubundadır. Ebru Akdağ, işte bu nedenle glikoz şurubu eklenmiş hurma yerine eklenmemişi tercih etmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

UCUNDA SAPLARI YOKSA MUTLAKA İÇİNİ KONTROL EDİN

Akdağ, hurmaların ucundaki sap kısmının yerinde olmasının çok önemli olduğunu, aksi takdirde hızla kuruma olabileceği gibi, kurtlanma ve küflenme riskinin de artacağını vurguluyor. Bu nedenle sapı olmayan hurmaları tüketirken içini açıp kontrol etmekte fayda olduğunu dile getiriyor.

GLİKOZSUZ HURMANIN TEK YOLU AMBALAJLI VE GÜVENİLİR MARKADAN ALMAK

Akdağ, ambalaj üzerinde içindekiler bölümüne mutlaka bakılması gerektiğini, yasaya uygun şekilde piyasaya sunulan hurmanın etiketinde, eğer glikoz eklenmişse içindekiler bölümünde bunun belirtilmesi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor. “Eğer glikoz şurubu eklenmemiş hurma satın almak istiyorsanız bunun tek yolu ambalajlı ve güvenilir markanın ürünü almaktır. Çünkü açıkta, etiketsiz satılan bir ürünün içeriğinde glikoz olup olmadığını bakarak anlayamayız.” 

Akdağ, açıkta satılan hurmalardaki tehlikenin boyutlarına şu sözlerle dikkat çekiyor:

“Açıkta satılan hurmalarda glikoz eklenmesi haricinde, üretim, saklama, ulaşım, satışa sunulma gibi aşamalarda yapılan gıda güvenliği ihlalleri çok ciddi riskler yaratabilir. Örneğin ürün, üretim esnasında pestisit veya ağır metal kalıntılarına maruz kalmış olabilir. Saklandığı ve satışa sunulduğu alanlarda böcek, fare, toz, pas, egzoz, haşere ilaçlarıyla temas etmesi de başka bir olasılık. El sıkışmayı unuttuğumuz bu pandemi döneminde acaba kaç kişi çıplak elleriyle bu hurmalara dokunuyor ve ellerindeki mikropları onların üzerine bulaştırıyor hiç düşündünüz mü?”

Son yıllarda bizler için çok faydalı bir potasyum ve lif kaynağı olan hurmalarda da glikoz şurubunun tespit edilir hale gelmesi hem sağlığımız açısından tehlikeli hem de üzücü. Bu tatlandırıcıların gut hastalığını tetiklediği biliniyor. Ayrıca insülin direnci, karaciğer yağlanması, obezite ilişkili hastalıklar ve bunlara bağlı olarak şeker hastalığı, damar sertleşmesi, bazı kanserler ve kalp hastalıklarını tetiklediği bilinmektedir.

YAĞLANMA ARTIŞI, UYKU HALİ VE OBEZİTEYE NEDEN OLUR

‘Glikoz şurubu neden bu kadar zararlı? Glikoza batırılmış hurmaların tüketimi hangi organlarımıza zarar veriyor?’ sorduğumuz İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık, şunları söylüyor:

“Glikoz şurubu; vücuda alındığında ön etki olarak vücudun şeker dengesini altüst eder ve hormonal sistemi bozar. Karaciğerimizin de gereksiz yorulmasına sebep olur. Yani yapay tatlandırıcı olan bu şuruplar; vücuda alındıktan sonra hızla insülin seviyesinde artışlara sebep olur, gereksiz ve yüksek insülin seviyesi ile bedenimizde yağlanma artışı, uyku hali ve obeziteyi tetikler.”

ŞEKERDEN AYIRT ETMEK ZOR

Uzunoğlu, günlük ilave şeker tüketim miktarının aldığımız kalorinin yüzde 10’unu geçmemesi gerektiğini ifade ediyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Sağlığımıza zararlı etkileri bulunan glikoz şurubunun tadı şekerle benzerlik gösterir ve bu sebeple ayırt etmek zordur. Özellikle glikoz şurubu içeren ürünleri tüketmek kontrolsüz kilo alımına, beraberinde birçok hastalığa yol açabilir.”

1 NUMARALI KANSER YAPICI: AFLATOKSİNLER 

Akdağ, küf toksini olan aflatoksinlerin Dünya Sağlık Örgütü’nce bir numaralı kanser yapıcı madde olarak nitelendirildiğini, ayrıca DNA’yı etkilediğini, genetik yapıyı bozduğunu ve çocuklarda doğum kusurlarına neden olma potansiyeline sahip olduğunu hatırlatarak, aflatoksin riskinin en yoğun olduğu gıdalar arasında en başlarda açıkta satılan ve uygun şartlarda muhafaza edilmeyen kuru yemişler ve meyveler geldiğini önemle vurguluyor. Peki bunların hepsi mi kötü?

Akdağ, bu sorumuza “Tabii ki hepsine kötü diyemeyiz ama asıl sorun hangisinin iyi olduğunu ayırt etmemizin oldukça zor oluşudur” diyor ve ekliyor: “Kimsenin bu riskleri bilerek, içinde sadece tek kurşunun olduğu bir silahla Rus ruleti oynamaya istekli olacağını sanmıyorum. Bu nedenle ambalajlı gıdaları ve güvenilir satış noktalarını tercih etmeliyiz.”

Gıda sahtekarları şimdi de hurmaya el attı

Peki glikoz tüketimi kanser tetikleyici mi mevcut kanseri besler mi?

Günümüzde sigaradan sonra kansere yol açma riski en yüksek olan çevresel faktörün obezite olduğunu hatırlatan Hasan Açık, Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC), fazla yağlanmanın en az 13 kanser türü için karsinojen (kanser yapıcı) etkiye sahip olduğunu gösterdiğini, obeziteden kaçınmanın ise kanserden koruyucu olduğunu vurguluyor. Açık, kanser ve şeker ilişkisini şu sözlerle bizlere aktarıyor: 

“Şekerin kanserli hücreleri beslediğine dair birçok hikâye mevcuttur. Hatta bazı kanserli hastalar şeker yemekten bu sebeple kaçınır. Tüm hücreler gibi kanserli hücreler de şeker ile beslenir fakat şekerin kanserli hücrelerin büyümesine sebep olduğunu gösteren bilimsel bir kanıt yoktur. Aynı şekilde şeker tüketimini azaltmanın kanserli hücrelerin büyümesini yavaşlattığına dair de bilimsel bir kanıt mevcut değildir. Kanser hücrelerinin fruktoz, glikoz gibi farklı şekerleri normal hücrelerden daha yoğun bir şekilde kullandığı bilinen bir gerçek. Ancak bu bilgi kanseri engellemek için şeker yemememiz gerektiği anlamına gelmez. Çünkü biz şeker yemesek bile vücudumuz proteinlerin yapı taşı olan aminoasitlerden de şeker üreterek kan şekeri seviyesini muhafaza eder. Aslında bu yaşamımızı idame ettirebilmemiz için bir zorunluluktur. Çünkü kan şekerimizin düşmesi son derece tehlikeli bir sağlık problemidir. Ayrıca kanser tedavisi alan hastalarda şekeri kısıtlamak, hastanın diğer gıda alımını da azaltmaktadır ve hiç istemediğimiz şekilde kilo kaybı ve bağışıklık sisteminin zayıflaması ile sonuçlanabilmektedir.”

Açık, asıl problemin fazla şeker tüketiminin yağlanma ve obeziteye sebep olarak kanser riskini artırması olduğunu, dolayısıyla çok fazla şeker tüketiminin uzun vadede indirekt olarak kanser gelişimi ile ilişkilendirilebileceğini ifade ediyor.

TÜM ŞEKERLER KÖTÜ MÜ?

Açık, tüm şekerlerin kötü olmadığını önemle belirtiyor ve meyveler, sebzeler, süt ürünleri ve tam tahıllı karbonhidratlarda doğal olarak bulunan şekerin dengeli bir diyetin parçası olduğunu söylüyor. Tüm hücrelerimizin şekere ihtiyacı olması nedeniyle şekeri olabildiğince doğal yollardan almanın en doğru çözüm olacağını vurguluyor.

hurriyet.com.tr

Related Articles

Bir cavab yazın

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir.

Back to top button